LAİKLİK

Mart 24, 2008 at 10:35 am (SOSYAL BİLGİLER)

LAİKLİK

Laiklik özünde, din alanı ile dünya ve kamu işleri alanının birbirlerinden ayrılmaları, birbirine karışmamaları anlamına gelir. Bir yönetim ilkesi ya da devletin niteliklerinden biri olarak kişileri ilgilendiren yönü ile bir dokunulmazlık alanı da çizer; kişilerin dinsel inanç ya da inançsızlıktan , din buyruklarını yerine getirip getirmemekten dolayı kınanmasını, ayırım gözetmemesini, serbestçe ibadet edebilmesini, ibadete zorlanmamasını vb. öngörür.
Bana göre de bu demokratik bir ülkede mutlaka uygulanması gereken bir ilkedir. Çünkü bu ilke, özellikle bugünlerde, globalleşme, iletişim ve haberleşme kolaylıkları sayesine her gelişmiş veya her gelişmekte olan, gelişmeye çalışan ülkedeki (Türkiye gibi) bir birey dinin bir yere kadar fayda getirdiğini ve teknoloji dünyasında da artık eski önemini yitirdiğini, özellikle politika ve siyaset alanında hiç bir etkisi olmadığını , dahası zararları olduğunu görebilmektedir. Çünkü bana göre dinlerin tümünü insanoğlu, bazı amaçlarını gerçekleştirmeye zemin hazırlamak için çıkartmışlardır. Örneğin Hz.Muhammed, yaşadığı çevredeki sorunları görüp bunlara çözüm getirmek için, o zamanki insanların cahilliklerini de kullanarak onları yola getirmeye çalıştı ve nitekim başarılı da oldu uzun bir süreliğine. Yani hukuk biliminin olmadığı zamanlarda, dinin yararı büyüktü, ancak günümüzdeki insanlar – özellikle de devlet için söz sahibi olan otoriteler – dini kullanıp saf, beyni doğuştan yıkanmış halkı kandırıp kendi çıkarları doğrultusunda onları oynatıyordu, laiklik ilkesi gündeme gelmeden önce. Fakat laiklik sayesine hukuken de dinin hiç bir sosyal, ekonomik, siyasal ya da kişisel çıkar sağlamak için kullanılamayacağı ve halkın din seçimi konusundaki seçimlerinde tamamen özgür olduğu belirtildi.

Batı toplumlarının ve devlet düzenlerinin laiklik doğrultusundaki evriminin özü, devletin belli bir dini temsil etmekten çıkarılması, din ve devlet ayrıcalığının sağlanması ve devletin her türlü inanç karşısında tarafsız ve eşit davranmasıdır. Bu, öncelikle, devletin belli bir din ya da mezhebe bağlı olmaması; herhangi bir din ya da mezhebin savunuculuğunu ve yayıcılığını yapmaması ve belli bir din ya da mezhebin örgütlenmesine karışmaması demektir.
Laiklik ilkesine uymayan, onu benimsemeyen toplumlar bence asla ilerleyemezler. Bunun bir nedeni (bana göre!) zaten dinin başlı başına gerilik olması , bir de dini ön planda tutan ülkelerin –ki böyle ülkelerin gelişmediği her hallerinden belli oluyor- dinlerini yaymaktan başka amaçları pek yoktur, olsa da diğer amaçlara ayıracak ne vakitleri, ne bütçeleri ne de yeterli bilgileri vardır. Onlar ancak geride, dinlerinin ilk ortaya çıktığı zamanda yaşamaktadırlar. Bu da bir devletin ilerlemesini durduracak bir etkendir. Atatürk de bunu farkedip Osmanlı’dan kalma ve Osmanlı’nın çöküş nedenlerinden biri olan geride kalmayı ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Ancak günümüzde de hala dinine bağlı insanları kullanıp, dinsel vaatler edip devletin başına geçmek için benzer yollara başvurmakta olan çıkarcılar vardır.
Laik devlet düzeni, din ve ibadet , inanma ve inanmama özgürlüklerini de güvence altına alır. Kişilerin dinsel inançlarını seçmek, bunlarım gerektirdiği bireysel ve toplu ibadetleri yerine getirmek ya da hiçbir dinsel inanç beslememek ve bundan ötürü de kınanmamak konusunda mutlak dokunulmazlığı ve özgürlüğü vardır.

Osmanlı morarşisi, Tanzimat Dönemi’nde değişik din ve mezheplerden uyruklarına yasa önünde eşitlik hakkı tanımakla birlikte yakılana değin din kurumu ve ideolojisiyle iç içe geçmiş bir devlet olma niteliğini korudu. II. Meşrutiyet’ten sonra ise ulusçuluk akımının ve pozitif bilim düşüncesinin gelişmesi laiklik yolundaki arayışların serpilmesine zemin hazırladı.
Cumhuriyet Dönemi’nde ise Atatürk , Meşrutiyetteki zeminden yararlandı, ancak bu seferki eskisinden çok daha iddialı bir atılım olacaktı. Çünkü İslam dini, din ve devlet , ya da din ve dünya işleri ayırımına karşıydı. Yanlızca inanç ve ibadeti değil, toplumsal ve dünyevi alandan uzaklaştırarak bireylerin vicdanlarına itilmesi kolay değildi. Yani laikliği Türk devletinin hemen benimsemesi zor olacaktı. Fakat Atatürk’ün o zamana kadar, yaptığı yenilikler sonucunda o kadar başarılı olduğu herkesçebiliniyordu bu yüzden umut vardı. Nitekim öyle de oldu. Türk halkı, liderlerine güvendiler ve daha demokratik olup gelişme yolunda önemli bir adım atmışlardır.
En son 1953 te yapılan Ceza hukukunda yapılan düzenlemeler sonucunda da , laikliğe aykırı olarak devletin sosyal, ekonomik, siyasi ya da hukuki temel düzeninin kısmen de olan dini inançlara uydurulması amacı ile örgütlenmesini, kişisel çıkarlar için propoganda yapılmasını ya da din duygulanın sömürülmesini cezalandırmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: